Sen de seks ve seyahati seviyorsan siktir git

18 April 2013 ·

18 April 2013 ·

Loş Işıklar ve Boş Bakışlar

İnceden bir müzik çalıyor arka planda… Kadının dediklerini anlamıyorum ama sesi çok hoş. Fransızca öğrenmeye hiç merakım olmadı ama sırf bu kadını anlamak için bile öğrenilebilirdi. Bir dal sigara yaktım ve önümdeki soğumuş kahveye uzandım. Ve kendi kendime konuşmaya başladım.

- Neden bu kadar yalnızız Yah?
- …
- En azından sen varsın, konuşmuyor ama dinliyorsun.
Hemcinslerim hep maskülen tavırlar içinde bulunurken aslında fark etmezler ne kadar duygusal olduklarını. Ben hep duygularımla hareket ettim. Fakat öyle romantik falan değil;

- Öfke de bir duygudur değil mi?
Bazen kendime öfke duydum bazense yitip gidenlere. Yitip gidenler her zaman şahıs olmadı, zaman da yitip gitti. Zaman o kadar hızlı hareket ediyordu ki bence tanrı o olmalıydı. Belki de Antik Yunan haklıdır, Tanrı çocuklarını yiyen Chronosdur.

- Yine saçmalamaya başladım değil mi Yah?
Günün birinde şu an 21 yaşında olan ama 60 gibi hisseden bedenim 60’ına geldiğinde de 21 yaşında mı hissedecek? Ya da aslında ben aslında 21 değil de 7 yaşında mıydım? Belki de yıl 365 gün değil de 1095 gündür. Kim bilebilir ki? Ama şunu gayet iyi biliyorum:

- Aslında hepimiz bir hiçkimseyiz; sokaktayken kendinize dikkat ettiniz mi? Kimsenin umurunda olmazsınız. O kimseler ise herkes.

18 April 2013 ·

Alın size taptaze Blogger hesabım. İlk siz girmiş olun ama şu an sadece tek bir yazı var.

18 April 2013 ·

Bugün yine yorgunum
Normal insanlar sabah kalkar ve elini yüzünü yıkar ya, ben sigara yakarım
Bugün yine durgunum
Normal insanlar evden çıkar ve sevdiğiyle gezer ya, ben dışarıyı izlerim
Bugün yine öfkeliyim
Bugün yine sıkıcı

18 April 2013 ·

Martı ve Karga

 Dünyanın en güzeliydi o, egosu artık son seviyeye denk gelmiş ve herkesi küçümsüyordu.
Hiç aşık olmamıştı Martı, kendini bir şey zannettiğindendi belki de.
İnsanların ona verdiği ekmekleri değil kendi avladığı balıklarla besleniyordu.
Dünyadaki tek mükemmel varlık oydu, egosu artık son seviyeye denk gelmiş ve her şeyi yenebileceğini düşünüyordu.

Karga kadar iğrenç bir varlık olabilir miydi?
Martı gibi muazzam bir varlık varken bu Karga da neyin nesi olabilirdi ki?
Ama Martı hiç aşık olmamıştı çünkü hiçbir zaman merak etmemişti bir başkasını.
Karga siyahken o niye beyazdı?
Martı aşık oldu ama merakını da yanına aldı ve kör oldu;
Karga gözlerini kör etti Martının
Martı aşık oldu ama kimselere söyleyemedi… 

21 December 2012 ·

Babam: Fatih Sultan Mehmet senin yaşındayken İstanbul’u fethetti. Ben: Benim babam da bana imparatorluk vermedi.

12 December 2012 ·

Dünyanın en ironik cümlesi

“Türkçe’de üç sessiz harf yanyana gelmez.”

11 December 2012 ·

Saykodelik Düşler ve Şiirler (Belki de Part I)

Sıkıldım, sıkıldıkça yazmak istedim
Yazdıkça ruhumu belli ettim
Ruhumu belli ettikçe kafiyelerim
Bu gecede kafiyeleri belledim

Serbest bıraktım düşüncelerimi
Düşüncelerimi bıraktım düşünce geri
Mastürbasyon yapıyordu düşümdeki peri
O perinin ben ta götünü sikeyim

Duygusal yazıyordum ama ağlayamadım
Gemici içgüdüsüyle yaraları ağla yamaladım
İlham perim geldi tekrar başucuma
Çok moralsizdim ama amını yaladım

Bu öyküyüde burda bitirdim
Aziz Nesin’i ben de severdim
Alex Fener’de olmadıktan sonra neyleyim
Bu hayatta bağırmayan taraftar siktirsin gitsin. 

1 December 2012 ·

Okul Önlüğü

Küçüktüm. 6-7 yaşlarında sarışın şirin bir çocuk (Ben küçükken sarışın olanlardanım). Babam beni okula yazdırdı ve okul öğrenim hayatı başladı.

Okula çabuk adapte olmuştum. Ama o ilk gün deliler gibi ağlayan Oğuzhan’ı unutamam. Okula çabuk adapte olmuştum. Ama bir eksik vardı. Sedat Abi beni okuldan alırdı. Ev yolundayken hep o mavi ya da siyah önlüklü akranlarıma bakıp iç geçirirdim. Ben özel okulda olduğum için kot pantolon ve beyaz Lacoste diye literatürde olan t-shirt ile okula giderdim. Babama derdim ki hep “Ben bu okulda okumak istemiyorum o mavi kıyafetten giymek istiyorum” babam gülüp “Çocuk neyi varmış pantolonun manyak mısın?”. Sinirlenip odama geçerken “Maynak sensin!”

O mavi önlükler hep aklımda kalmıştı. Hiç giyemedim. Bir süre babam işteyken arıyıp “Baba bana o mavi kıyafetten alır mısın?” dediğimi hatırlıyorum. Şimdi o “mavi kıyafet”leri kaldırdılar. Bir kesim haklı buluyor diğer kesimse “zengin-fakir ayrımını” gösteriyor. Belki iki tarafta haksızdır. Ama şu bir gerçek ki;

Okul önlüğü bir simgedir.

27 November 2012 ·

Sengdil Yahbeste

Değişik insanları anlatan değişik bir insan. 91 gemisi tarafından Üsküdar'a bırakılmış; agresif ama sakin, deli ama baki, ukala ama sahici bir Egzistansiyalist. Mazoşist, çünkü bilerek acı çekmiş hayatı boyunca. Narsist, çünkü onun "aşk"ı en büyüğüdür. Sosyalist, çünkü halk çok önemlidir. Faşist, çünkü vatan bölünmez bir bütündür. Şizofren değildir, buna "deli doktoru" Manik Depresif tanısını koymuş. Ve fark ettiğiniz gibi kendisi bir "3. şahısdır." Yani sizden bir farkı yoktur. Dediğim gibi, değişik insanları anlatan değişik bir insan bu Güney Yılmaz.